AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Korunmuş ve Ümmetini Koruyan Elçi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Enes Okay



Mesaj Sayısı : 878
Kayıt tarihi : 12/05/10

MesajKonu: Korunmuş ve Ümmetini Koruyan Elçi    Perş. Tem. 29, 2010 10:04 am

Korunmuş ve Ümmetini Koruyan Elçi !!

Korunmuş ve Ümmetini Koruyan Elçi

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)’in mübarek isimlerinden biri de, “Hâfız/Muhafa edici,
koruyucu” idi.


Onun sînesi Kur’anı’ hıfzetmişti. Her Ramazan-ı şerif ayında Cebrail (a.s) ile mukabele eylerdi.


Zatının korunması Cenabı Allah(c.c) tarafından yapılmıştı. Peygamberimizde sînesindeki Kur’an mesajlarını hayatına tatbik ettiği gibi, çeşitli vesilelerle buyurmuş olduğu hadis-i şeriflerinde ümmetinin korunması için tavsiyelerde bulunmuştu.
Muhammed ümmeti, kardeşine yardım yapmak suretiyle kendini korur.


Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Sizden herkese Rabbi, aralarında bir tercüman olmaksızın, doğrudan doğruya hitap edecektir. Kişi o zaman (ateşe karşı bir kurtuluş yolu bulmak üzere sağına bakar, hayatta iken gönderdiği (hayır) amellerden başka bir şey göremez. Soluna bakar, orada da hayatta iken işlediği (kötü) amellerden başka bir şey göremez. Ön cihetine bakar. Karşısında (kendini beklemekte olan) ateşi görür. (Ey bu dehşetli güne inanan mü’minler!) yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyun. Bunu da bulamazsanız güzel bir sözle koruyun” “Mü’minin kıyamet günü gölgeliği, verdiği sadakası olacaktır.”


Ebu Cuhayfe anlatıyor: “Resûlullah, Selmân ile Ebu’d-Derdâ’yı kardeş yapmıştı. Selmân bir gün Ebu’d-Derdâ’yı ziyaret etti. Hanımı Ümmü’d-Derdâ’yı pejmürde bir halde gördü. Selmân: ‘Nedir bu halin?’ diye sordu. Ümmü’d-Derdâ, ‘Kardeşin Ebu’d-Derdâ’nın dünyayla alakası kalmadı. O sırada Ebu’d-Derdâ geldi. Onun için yemek yaptı. Selmân, kendisine ‘Sen de ye’ dedi. Ebu’d-Derdâ, ‘Ben oruçluyum’ cevâbını verdi. Selmân, ‘Sen yemedikçe, ben de yemem’ dedi. Bunun üzerine o da yedi. Gece olunca Ebu’d-Derdâ ibâdetle meşgul olmaya gitti. Selmân kendisine: ‘Uyu’ dedi. O da uyudu. Sonra taatla meşgul olmak için bir daha gitmek istedi. Selmân yine ‘Uyu’ dedi. Gecenin son saatleri olunca, Selmân: ‘Şimdi kalk!’ dedi. Kalkıp beraber namaz kıldılar. Bunun üzerine Selmân kendisine dedi ki: ‘Şüphesiz Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır. Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır. Çoluk çocuğunun senin üzerinde hakkı vardır. Her hak sahibinin hakkını ver.’ Ebu’d-Derdâ bunu Resûlullaha anlattı. Resûlullah: ‘Selmân doğru söylemiş’ buyurdu.


Hadis-i şeriften Allah Resûlü’nün Hz. Selmân ile Ebu’d-Derdâ’yı kardeş yaptığı anlaşılıyor. Medineli Müslüman, her şeyini bu din kardeşiyle seve seve paylaşıyordu. Hatta daha da ileri giderek onu birçok konuda kendisine tercih bile ediyordu. Cenab-ı müminin Hak karşılık beklemeden verebilme/paylaşabilme özelliklerini şu âyet-i kerimeyle övmüştür:


“Daha önce Medine’yi yurt edinmiş ve imânı kalplerinde yerleştirmiş olanlara gelince: Onlar, kendi yurtlarına hicret eden din kardeşlerini severler, onlara verilen şeyden dolayı kalplerinde bir kıskançlık duymazlar ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ederler. Kim kendi nefsinin ihtirasından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir” (Haşr, 9.)


Yetimleri Koruyanı Allah Ve Resûlü Korur


Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Kim müslümanlar arasından bir yetim alıp yiyecek ve içeceğine ortak etse, affedilmeyen bir günâh (Allah’a ortak koşma) işlememişse, Allah onu mutlaka Cennet’e koyacaktır.”


Kimsesizlere, yetimlere, miskinlere, gariplere velhasıl ihtiyaçlı din kardeşlerine sahip çıkan her Müslüman kendi için en güzel bir korunak olarak İslâm’ın kurtuluş sancağının altına girmiştir. Kardeşlerine yardım elinin uzatılması, korunması ve gözetilmesi bize Allah ve Resûlünün emridir. Resûlullah bir defasında şöyle buyurdu:
“Allah’ım Sen şâhid ol! Ben şu iki zayıfın hakkının zayi edilmesinden (insanları) ciddi olarak ve şiddetli bir biçimde sakındırırım: Yetim ve kadın.”


Resûlullah bir hadiste de müslüman toplumundaki evlerin en hayırlısının kendisine iyilik edilen bir yetimi barındıran ev olduğunu, buna karşılık müslüman toplumdaki en şerli ve kötü evin ise, kendisine kötülük edilen bir yetimin bulunduğu ev olduğunu belirtmiştir


Şu hadis-i şerif de bu konuda çok anlamlıdır:


“Kim yetimlerden üç kişinin nafakasını ve yetiştirilmesini üstlenirse, gecesini ibâdetle ihya edip gündüzünü de oruçla geçiren ve kılıcını çekerek sabah akşam Allah yolunda cihâd eden kimse gibi sevap kazanır ve benle o şu iki kardeş (parmak) gibi Cennet’te kardeş oluruz”


Sadaka Ateşten Korur


Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:
“Sizden hiçbir kimse yoktur ki, aralarında hiçbir tercüman olmaksızın Allah onunla konuşmasın. (Kişi) Sağ tarafına bakacak, (âhirete) gönderdiklerinden başka bir şeyi göremeyecek, sol tarafına bakacak, gönderdiklerinden başka bir şey göremeyecek. Önüne bakacak, tam karşısında Cehennem’den başka bir şey göremeyecektir. Öyleyse yarım hurmayla da olsa kendinizi Cehennem ateşinden koruyun. Bunu da bulamazsanız güzel bir sözle koruyun.”


Dünyadan gönderilen iyi amel mümini korur.


Cehennem ateşine karşı kendini koruyan bir kalkanı dünyada iken elde etmiştir.
Yarım hurma bile olsa yapılan iyilik Cehennem’e karşı bir kalkan bir perde olacaktır.
Din kardeşine güler yüz gösteren, sehavetli davranan, bir güzel sözü ondan esirgemeyen kendini ateşten koruyacaktır.


Kız Çocuğuna İyilik, Ateşten Korur


Hz. Aişe anlatıyor: “Yanıma bir kadın girdi. Beraberinde iki kız çocuğu vardı. Dileniyordu. Bende bir hurmadan başka bir şey yoktu. O hurmayı kendisine verdim. Baktım hurmayı iki çocuğu arasında bölüştürdü ve kendisi ondan yemedi. Sonra da çıkıp gitti. O sırada Hz. Peygamber geldi. Ben bu durumu kendisine haber verdim. Şöyle buyurdu: ‘Kim bu şekilde kız çocuklarıyla imtihan edilir de onlara iyi davranırsa, kızlar onu Cehennem ateşinden korur’”


Bir tek hurma bile çocukları sevindiren korunmuşlar zümresine dahil olur.
Allah rızası için gönül kazananlar hem koruyan bir ruh haline hem korunan bir ruh haline sahip olur.


Yavrularına şefkati davrananlar kenidin ateşten kurtarır.
Yine Hz. Aişe anlatıyor: “Fakir bir kadın iki kızını yüklenmiş bana geldi. Ben de kendisine üç hurma verdim. Kızların her birine birer hurma verdi. Yemek için bir hurma da ağzına attı. Derken kızları onu da yemek istediler. Kadın yemek istediği hurmayı hemen ikisinin arasında pay etti. Onun bu hali benim hoşuma gitti. Yaptığını Resûlullah’a anlattığımda şöyle buyurdular:


“Muhakkak ki bu hurma sebebiyle Allah ona Cennet’i vâcib kılmıştır. Yahut bu hurma sebebiyle onu Cehennem’den azad etmiştir” (Müslim, Birr 147).


Her Müslüman Allah’ın azabından korunmak için Rabinini hoşnutluğunu kazanmaya çalışır. Hz. Peygamber Efendimize, “İnsanlardan samimi olarak inanan da inanmayan da, ‘Lâ ilâhe illallah’ deyip birbirine karıştı’ denildi. Efendiler efendisi şöyle buyurdu: ‘İki grup arsındaki farkı size bildireyim mi: Mü’min sabah kalktığında düşüncesi, Allah, Cennet ve Cehennemdir. Münafık ise, sabah kalktığında düşüncesi, midesi, apış arası ve dünyasıdır.”


Dua Edelim Kötülüklerden Korunalım


Sevgili Peygamberimiz ümmetine öğretmiş olduğu dualarla bizlerin dünyada ve ahrette korunması için anahtarlar sinmiştir ellerimize, dialar öğretmiştir dillerimize. Nakışlar vurmuştur gönüllerimize:


Çok meşhur olan şu duasında kötü ahlaktan ve bozuk ruh halinden korunmaya işaret ediyor:


“Allahım! Ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, fayda vermeyen bilgiden ve kabul olunmayacak duadan sana sığınırım”


Yine onun da en çok yaptığı dualardan biri, Kur'an'ın bize öğrettiği “Allah'ım! Bize dünyada da, ahirette de iyilik ver. Bizi Cehennem azabından koru” duasıdır.


“Allahım! yaptığımız tüm işlerin sonunu güzelleştir. Bizi dünyada rezil olmaktan; ahirette ise azaba uğramaktan koru”


“Allahım! Beni hidayet verdiklerinden kıl, afiyet verdiklerinden eyle, beni, işlerini üzerine aldıkların arasına koy. (Ömür, mal, ilim, v.s.’den) verdiklerini hakkımda mübârek kıl. Vukuuna hükmettiğin şerlerden beni koru. Sen dilediğin hükmü verirsin, kimse Seni mahkum edemez. Sen kimin işini üzerine alırsan, o asla zelîl olmaz. Rabbimiz! Sen münezzehsin, yücesin”


Salat ü selâm korunmuş ve ümmetini koruyan Peygamberimize olsun…
Musa TEKTAŞ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Korunmuş ve Ümmetini Koruyan Elçi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Bilgi Köşesi :: İslamiyet :: İslami Hikayeler-
Buraya geçin: